Çağımızda politika lobiler halinde yapılmaktadır.Siyasal
partiler ya da benzeri siyasal örgütler giderek devre dışı
kalmaktadır.Meclislerde siyasal partiler anayasal düzenlere
göre yer almalarına rağmen, bu partilerin politikalarını
aslında partinin dışındaki lobiler belirlemekte ve kendi
adamları aracılığı ile siyasal partilerde egemen kalmak
istemektedirler.Bu nedenle, ülkelerin hükümetlerini
etkileyen güçlü politikaların oluşturulmasında ve yürürlüğe
sokulmasında, partiler giderek devre dışı kalmakta, onların
yerine lobiler öne çıkmaktadırlar. Güçlü lobiler, temsil
ettikleri kitlenin çıkarları doğrultusunda yeni politikalar
oluşturunca, bunu siyasal partiler aracılığı ile devreye
sokmaktalar ve hükümetler üzerine baskı kurarak açıkça kendi
çıkarları doğrultusunda uygulamaların gerçekleşmesini
sağlamaktadırlar. Bu doğrultuda, çağımızın politikasının
lobiler politikası olduğunu açıkça söylemek gerekir.
Özellikle Amerika Birleşik Devletleri gibi büyük ve
çok karma yapılı ülkelerde, etnik, dinsel, ve kültürel
toplulukların örgütlenerek, ülke düzeyindeki politika
alanında kendi çıkarlarını savunmaya çalıştıklarını
görüyoruz. Amerika denince, Türkleri aklına hemen Yahudi
lobisi, Rum lobisi ya da Ermeni lobisi gibi güçlü siyasal
lobiler gelmektedir, çünkü eski Osmanlı tebası olan bu
ulusal topluluklar, kendi bağımsız ülkelerini kurmuş
olmalarına rağmen, sürekli olarak Osmanlı alanında hak iddia
etmektedirler ve kendi ülkelerini daha da büyütmenin peşinde
koşmaktadırlar. Türkiye bu açıdan bir anlamda bir şeytan
üçgeni ile sarılmıştır. Bu eski Osmanlı toplulukları lobiler
düzeyinde Osmanlı hinterlandında egemen olmanın kavgasını
yaparlarken, sürekli olarak Türkiye Cumhuriyetini
karşılarına almaktadırlar. Megalo idealar, Büyük Ermenistan
planları hep Türkiye’den alan istemektedir. Onların bu
tutumu nedeniyle de Türk-Amerikan ilişkileri bir türlü
istenen düzeyde iki tarafın çıkarlarına uygun olarak
gelişmemektedir. Dünyanın en büyük ülkesi olan Amerika
Birleşik Devletlerinin bölgemize dönük politikalarında bu
lobilerin etkin olması nedeniyle, Türkiye’nin çıkarlarına
ters düşen durumlar ortaya çıkabilmektedir. Yenilenin
doymaması gibi, bu küçük ülkelerin güçlü lobileri
Türkiye’nin başının sıkışmasına neden olmaktadırlar. Böylece
sürdürdükleri kavga ile, geçmişin intikamını Türkiye’den
çkartmanın hesabını yapmaktadırlar. Yeni dünya düzenü süreci
içinde, her lobi yeni yapılanmanın kendi ülkesi ya da
toplumun yaarına olmasına özen gösterirken, Türkiye
Cumhuriyeti bu gibi girişimlerden yara almaktadır.
Son
zamanlarda, bir Amerikalı bilim adamının kaleme aldığı
Türk-Rus ilişkileri üzerine makalede dile getirilmiştir.
Rusya ve Türkiye gibi iki büyük ülke arasındaki ilişkilerin
geleceği Türkiye’nin güneydoğusu ile, Kafkasya’nın kuzeyi
arasında oluşturulan bir denkleme mahkum edilmek
istenmiştir.Kuzey Kafkasyalıların, baba vatanları olan Kuzey
Kafkasya’nın bağımsızlığını istemeleri kadar doğal bir durum
olamaz. Bu insanlar, geldikleri ülkenin bağımsızlığı
doğrultusunda bir modele doğru yönlendirilirken, aynı süreç
içinde de şimdi yaşadıkları ülkenin parçalanmasını da kabul
etmeye doğru itilmek istenmektedirler. Burada emperyalizmin
yeni bir kıskacı söz konusudur.
Lobi olgusunun iyi anlaşılabilmesi için Türkiye ile
ilgili konularda dünyanın en büyük ülkesi olan Amerika
Birleşik Devletlerindeki lobilerden örnek vermek doğru
olacağı açıktır. Son dönemlerde Türkiye’nin ve içinde
bulunduğumuz bölgenin karşılaştığı olaylarda bu gibi
lobilerin son derece etkin olduklarını görüyoruz. Aynı
durum, Batı Avrupa’nın büyük ülkelerinde de geçerlidir. Bu
ülkelerde de etnik, dinsel ve kültürel toplulukların lobiler
düzeyinde örgütlenerek siyasal alana girdiklerini, güçlü
vakıfları ile eriştikleri maddi gücü kendi çıkarları
doğrultusunda kullandıklarını, kendi çıkarlarına uygun düşen
siyasal girişimleri finanse ettiklerini açıkça görmek
mümkündür. Batı demokrasilerindeki siyasal yarışma ve
rekabet görünüşte siyasal partiler arasında gibi görünse de
aslında, siyasal partilerin yönetimleri oluşturan ve
etkileyen lobiler arasındadır. Ekonomik gruplar ve
holdingler de hesaba katılırsa bu gibi ülkelerdeki gerçek
siyasal taraflar ortaya çıkar ve siyasal gelişmelerin
arkasındaki güçler daha net olarak anlaşılabilir.
Yeni dünya düzeni sürecine girdikten sonra da
giderek artan ve genişleyen lobicilik bütün büyük ülkelerde
görülmektedir. Bir anlamda siyasetin doğası haline gelen
lobicilik,
Ülkelerin gidişini olduğu gibi dünya siyasetinin gelişmesini
de yönlendirmektedir. Nüfusu giderek büyüyen ve yeni dünya
düzenine geçiş süreci ile beraber Osmanlı hinterlandındaki
ülkelerle yaşamaya başlayan Türkiye Cumhuriyetinde de
lobiciliğin giderek arttığı görülmektedir. Ekonomik güç
merkezlerinin politika dayatan baskılarına karşı çıkan yeni
lobi türlerinin devreye girdiği anlaşılmaktadır. Türkiye’de
yerleşik olan etniktoplulukların olduğu kadar, dinsel
cemaatların ve gayrimüslim toplulukların örgütlenerek
siyaset alanına girdiği çeşitli olaylarla belirginlik
kazanmıştır. Gayrimüslim gruplar arasındaki rekabet kadar,
dinsel cemaatler arasındaki çekişmeler ve etnik gruplar
arasında ortaya çıkan sürtüşme konuları, ülkemizdeki
politikada da, örgütlü lobilerin öne geçtiğini
göstermektedir.
Yirmiden fazla siyasal partinin yarışa çıktığı Türk
siyasal yaşamında etnik ve dinsel partilerin kurulduğunu,
bazı partilerde belirli bölgelerin etnik yapısını temsil
eden grupların egemen olduğunu, gayrimüslim toplulukların
temsilcileri aracılığı ile siyasal partilerin yönetimlerinde
yer aldıklarını söylemek mümkündür. Bilimsel olarak bu
gerçek durumu belirledikten sonra, çeşitli grupların lobi
örgütlenmeleri üzerinde durmak gerekir. Kimin lobisi güçlü
ise siyasal mücadeleyi o kazanmaktadır. Parti içi kavgalarda
da bu durum ortaya çıkmaktadır. Eskisi gibi fikir ve düşünce
birlikteliği görülmezken, bunun yerini güçlü lobilerin
örgütlü mücadeleleri doldurmaktadır. Hangi lobi öne çıkarsa,
onun temsil ettiği grubun çıkarları savunulmaktadır. Bu
durum da siyasal gelişmelerde haksızlığa yol açmakta, diğer
grupların haklarının yenmesine ya da dikkate alınmamasına
yol açmaktadır. Siyasal çekişmeyi kaybedenler, kendi
çıkarlarını savunabilmek ve yeni haklar elde edebilmek, daha
güçlü bir lobiciliğe yönelmek zorunda kalmaktadırlar.
Emperyalizmin Türkiye’yi bölmek isteyen yaklaşımına Kafkas
asıllı insanların araç yapılmaması için güçlü bir Kafkas
lobisinin bir an önce kurulması gerekmektedir. Güçlü bir
lobi kurulursa, emperyalizmin hem Türkiye’ye hem de
Kafkasya’ya yönelik oyunlarında, Kafkas asıllı toplulukların
kullanılmasının önüne geçilebilir. Ayrıca etkin bir çalışma
düzeni ile hem Türkiye’nin içinde tutarlı bir Kafkasya
politikası oluşturulabilir, hem de bu politika dünya
platformlarında gündeme getirilerek, Kafkasya’nın ve
Türkiye’nin emperyalist planlardan etkilenmesi önlenebilir.
Gayrimüslimler, etnik topluluklar, dinsel cemaatler,
kültürel gruplar nasıl kendi çıkarları doğrultusunda güçlü
lobler oluşturmaya çalışıyorlarsa, Türkiye’de yaşayan
Kafkasyalılar da bu doğrultuda lobi oluşturma hakkına
sahiptirler. Hem de en az diğer gruplar kadar bu hak
geçerlidir. Ne var ki, bu alanda Kafkasyalıların bir önemli
cıkmazı vardır. Kafkas topluluklarının tek başına mı yoksa
topluca mı hareket ederek lobi kurmaları sorunu önem
kazanmaktadır. T ek tek Kafkas topluluklarının sayısı az
olduğu için ve böyle bir örgütlenme ile güçlü bir Kafkas
lobisi oluşturulamayacağından, tüm Kafkas boylarının ve
topluluklarının biraraya gelerek ortak bir Kafkasyalılık
anlayışı içinde birleşmeleri gerekmektedir. Böylesine önemli
bir adımın atılmasında sayısız yararlar vardır. Küçük ve dar
kadrolu bir lobinin gücü, diğer büyük lobilerle çekişmeye ve
onlarla baş etmeye yeterli olmayabilir. Ama büyük ve güçlü
bir lobi hem Kafkasya davasına daha güçlü sahip çıkacak hem
de Kuzey Kafkasyanın bağımsızlığı mücadelesinde daha etkin
bir rol oynayabilecektir.
Tek ve güçlü bir Kafkas lobisinin oluşturulmasında
çeşitli zorluklar gündeme gelmektedir. Farklı kökenden gelen
Kafkas insanlarının özgün kültürlerine olan bağlılığı Kafkas
topluluklarının biraraya gelebilmelerini önleyen başlıca
nedendir. Diğer boylarla olan ve dışarıdan tahrik edilen
rekabet ve çekişmeler de bu ayrı durma yaklaşımında önemli
rol oynamaktadır. Bir diller ve kültürler mozayiği olan
Kuzey Kafkasya’dan gelen insanların, çeşitlilik kaynağından
beslenmeleri nedeniyle, ortak bir yapı ve yaklaşım
geliştirmek çok zor olmaktadır. Dünyanın çeşitli bölgelerine
dağılmış bulunan Kafkas kökenli insanların biraraya
gelmeleri bu nedenlerle büyük bir problem oluşturmaktadır.
Herkes kendi özgün kökeninde bir tutum içinde olunca, diğer
Kafkas boyları ile ile ilişki ve diyalog oluşturulması
giderek güçleşmektedir. Araya sokulan rekabet ve tahrik
edilen çekişme konuları da dağınıklığın sürekliliğine ve
genişlemesi giden yolları açmaktadır.
Türkiye özelinde konu ele alınınca, ülkemizin
toplam nüfusunun onda birinin Kuzey Kafkas kökenlilerden
oluştuğu görülmektedir. Yaklaşık yedi ya da sekiz milyonluk
bir kitle orta boy bir ülkenin nüfus yapısı demektir.
Türkiye dünya standartlarında büyükçe bir ülke olduğu için
bu nüfus yapısı, ülkemizin toplumsal mozayiğinde çok önem
kazanmaktadır. Yemiş beş yıllık cumhuriyet döneminde, ulusal
yapımızda birleştirici bir rol oynayan Kafkas asıllı
insanların meydana getirdiği sosyal taban, yeni dünya
düzenine geçiş süreci içinde başka bir anlam kazanmaktadır.
Küreselleşmeci sermaye merkezleri, ulusal devlet ve ulusal
toplum yapılarını yıkmayı hedeflerken, uusal yapılar içinde
yer alan etnik, dinsel ve kültürel topluluklara dönük bir
alt kimlik yaratma mücadelesi içine girmişlerdir. Bir
anlamda, batı emperyalizmi, Türkiye gibi büyük ya da orta
boy ülkeleri, Yugoslavya örneğinde olduğu gibi yıkmayı
amaçlarken, kendi ülkesinden uzakta, diyasporada yaşayan
etnik ve kültürel grupları da bu amacı doğrultusunda
kullanmanın hesaplarını yapmaktadır. Yeni bir dünya düzeni
kurmak isteyen batının tekelci kapitalizmi, kendisine
direnen son güç olarak gördüğü ulusal devletleri yok
edebilmek için, halk gruplarını mevcut ulusal düzenleri
yıkmak için bir araç olarak kullanabilmenin hazırlıklarını
yapmaktadır. Avrupa ülkelerinde bu amaçla hazırlanan, yıkıcı
halk grupları projeleri, Türkiye gibi ülkelerde uygulama
alanına konmaktadır. Halk grupları kendi bölgelerinde
bağımsızlığa özendirilirken, var oldukları ülkenin toplumsal
yapısı parçalayıcı bir işlevde kullanılmaktadırlar.
Diyasporadaki gruplar ise, baba vatanlarının bağımsızlığı
uğruna kendi yaşadıkları ülkenin de parçalanmasına
gidebilecek bir süreci kabul etmeye zorlanmaktadırlar.
Bu durumun en açık örneği, son zamanlarda, bir
Amerikalı bilim adamının kaleme aldığı Türk-Rus ilişkileri
üzerine makalede dile getirilmiştir. Rusya ve Türkiye gibi
iki büyük ülke arasındaki ilişkilerin geleceği Türkiye’nin
güneydoğusu ile, Kafkasya’nın kuzeyi arasında oluşturulan
bir denkleme mahkum edilmek istenmiştir.Kuzey
Kafkasyalıların, baba vatanları olan Kuzey Kafkasya’nın
bağımsızlığını istemeleri kadar doğal bir durum olamaz. Bu
insanlar, geldikleri ülkenin bağımsızlığı doğrultusunda bir
modele doğru yönlendirilirken, aynı süreç içinde de şimdi
yaşadıkları ülkenin parçalanmasını da kabul etmeye doğru
itilmek istenmektedirler. Burada emperyalizmin yeni bir
kıskacı söz konusudur. Türkiye Cumhuriyeti de Yugoslavya
gibi parçalanma sürecine siyasal çözüm adına sürüklenirken
Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığını dört gözle bekleyen bu
bölgenin insanları, bunun karşılığında şimdi yaşadıkları
ülkenin dağılmasını kabul etme noktasına doğru
çekilmektedirler. Türkiye’nin güneydoğusunda ayrı devlet
isteyenlerin yayınlarında, Kuzey Kafkasya olayının aynı
doğrultuda değerlendirildiği ve bu doğrultuda ülkemizde
yaşayan Kafkas asıllı insanlara mesajlar verilmeye
çalışıldığı açıkça görülmektedir. Emperyalizmin hesabına
göre, Rusya Federasyon Kuzey Kafkasya ile, Türkiye
Cumhuriyeti de güneydoğunun bağımsızlık kazanması ile
dağılacaktır. Türkiye böylesine bir kıskaç içine
sıkıştırılırken, Türkiye’de yaşayan Kafkas asıllı topluluk
üyeleri de bu yönde etkilenmek istenmektedir.
Emperyalizmin Türkiye’yi bölmek isteyen
yaklaşımına Kafkas asıllı insanların araç yapılmaması için
güçlü bir Kafkas lobisinin bir an önce kurulması
gerekmektedir. Güçlü bir lobi kurulursa, emperyalizmin hem
Türkiye’ye hem de Kafkasya’ya yönelik oyunlarında, Kafkas
asıllı toplulukların kullanılmasının önüne geçilebilir.
Ayrıca etkin bir çalışma düzeni ile hem Türkiye’nin içinde
tutarlı bir Kafkasya politikası oluşturulabilir, hem de bu
politika dünya platformlarında gündeme getirilerek,
Kafkasya’nın ve Türkiye’nin emperyalist planlardan
etkilenmesi önlenebilir. Kafkasyalılar hem baba
vatanlarına hem de anavatanlarına eşit düzeyde bağlı
insaanlar olmak zorundadırlar. Yeni dünya düzeni
koşullarında, Türkiye ile Kafkasya’yı eşit düzeyde beraberce
düşünmek gerekmektedir. Birisi için diğerinden vazgeçilmesi,
öneml siyasal boşluklar yaratabileceği gibi, emperyalist
girişimlere karşı da zayıf bırakacaktır.
Geleceğin dünyasında, küreselleşme kadar
bölgeselleşme de önem kazanmaktadır. Avrupa kıtası birliğe
giderken, Amerika Birleşik Devletleri bir Kuzey Amerika
Birliği oluşturmakta, Asya’nın doğusunda bir Pasifik birliği
gündeme gelmektedir. Kıtalar düzeyinde bölgesel devletleşme
aşaması ortaya çıkarken, Balkanları, Karadenizi,
Kafkasya’yı, Anadolu’yu, Orta Doğu’yu ve Orta Asya’yı içine
alan yeni bir bölgeselleşme süreci devreye girmektedir.
Batılılar buna, üç kıtanın ortasındaki yeni kıtasal oluşum
olarak Avrasya adını vermektedir. Adriyatikten Çin Seddine
kadar uzanan bu dünyanın merkez bölgesinde, tıpkı diğer
bölgeselleşme süreçleri gibi benzeri bölgeselleşme süreci
yaşanmaktadır. Kafkasya Anadolu ile beraber, Avrasya
bölgesinin merkezinde yer almaktadır. Avrasyalaşma süreci
içinde artık Türkiye ile Kafkasya’nın geleceği
bütünleşmektedir. Dünya egemenliği mücadelesi bu bölgeye
kaymıştır. Üç kıtadaki kıtasal oluşumlar, kendi kıtasal
devletlerini oluştururken, dünyanın merkezindeki bu alanı
ele geçirme mücadelesi yapmaktadırlar. Hiç birisi diğerinin
bu bölgede etkinliğine izin vermezken, bir yandan da kendi
planını devreye sokmak istemektedirler. Emperyalist bu
güçler, bu bölge ülkelerinin kendiliğinden bir araya gelerek
bir bağımsız kıtasal oluşumun diğer bölgelerdekine benzer
biçimde meydana gelmesine izin vermemektedirler. İşte
böylesine bir süreç içinde, Türkiye ve Kafkasya Dünya
gündeminde öne geçmektedir.
Türkiye’nin kendi bölgesinde etkin olmasını istemeyenler,
ülkemizi bölmeye çalışırlarken, Kuzey Kafkasya ile güneydoğu
bölgesi arasında bir yakınlık oluşturmak istemekte ve bu
olayda Kafkas diyasporasını, Türkiye’nin ulusal
politikasından uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar.
Bütün bu emperyalist oyunların bozulması, Kuzey
Kafkasya’nın Rus emperyalizminden kurtulması için güçlü bir
Kafkas lobisine gereksinim vardır. Böylesine bir lobi,
camianın önde gelenlerinin öncülüğünde oluşturulmalı,
Türkiye’nin içinde ulusal çıkarları düzeyinde etkin
kılınmalı ve dış dünyada da Kuzey Kafkasya’nın çıkarlarını
Türkiye’nin ulusal politikalarına paralel bir düzeyde
savunmalıdır. Türkiye’ye zarar vermeyecek bir diplamasi
yaklaşımı, Kuzey Kafkasya’nın geleceği için Türk toplumundan
ve Türk dünyasından daha fazla destek alacaktır. Kuva-i
Milliye’de Türkiye’nin bağımsızlığı için savaşan
Kafkasyalıların bugünkü çoçuklarından beklenmesi gereken
tutum da budur.