Birleşik Kafkasya Konseyi’nin, 2006 yılı Haziran ayı başında
yayınladığı bu eserin önemi; bugün kullandığımız Latin
Alfabesi’nin kaynağı olan Fenike Alfabesinin, bir Aphaz
kabilesi olan Aşuwa’ların yazısından kaynaklandığını
bilimsel olarak ispatlamasıdır.
Sovyet Bilimler Akademisi Diller Bölümü’nün başkanı olan
Prof.Dr.G.F. Turçaninov’un ölmeden önce yazdığı, tüm
bilimsel birikimini aktardığı son eser olması nedeniyle de,
eser özel bir önem taşımaktadır.
Bu
eserde varılan inanılmaz sonucun, yani bugün kullandığımız
alfabenin köklerinin M.Ö.19.yy Abaza Yazısı kökenli olduğu,
ya da en azından, önce Fenike sonra Latin Alfabesi’ni önemli
ölçüde etkilediğini öğrenmek, yazısı olmadığı söylenen
Çerkes halkı kadar bilim dünyası içinde ilginç ve önemli
olmalıdır.
Turçaninov’u bu sonuca götüren yetmişbeş yılı aşkın bilimsel
çalışmaların ilginç hikayesini kısaca özetlemek isterim:
Fransız arkeolog Prof. Maurice Dunand 1929 yılında “A
Levhası” dediğimiz belgeyi Suriye’de, Kuzey Fenike
kıyılarındaki Biblos’da (Babil değil El Cübeyl) buldu.
Çalışmalara Epigrafist Edouard Dhorme’un da katılmasıyla
elde edilen sonuçlar 1945 yılında Beyrut’ta Byblia Grammata
adıyla yayımlandı. Ancak, Biblos’un Fenike alfabe
yazısındaki o güne dek bulunan en eksi yazıtları M.Ö.1.000
yılları civarında iken, bu yazıların; M.Ö. 3.bin yılın sonu,
2.bin yılın başına tarihlenmesi, yazıların “Protobiblos”
olarak nitelenmesine neden oldu. Bilinmeyen bir alfabe ile
yazılan bu belgeler okunduğunda, iki mektubun “kuzeye” Aşvi
(Aşuwa-Aphazya)’ya gönderilmek üzere yazıldığı anlaşılınca,
Anadolu’daki tüm yazılar bilindiğinden.Dunand ve Dhorme
Kafkasya’ya gittiler.
İşte
ünlü “Maykop Taşı”, 1960 yılında, bu iki araştırmacı
tarafından Maykop’a 2 km. mesafede bulundu. Taş, yerel açık
renk kuarstan ve 220 santimetre kare olup üzeri yedi bölüme
ayrılmıştı. Ortadaki şekil bir şehir planını andırıyordu.
Etrafındaki yazının içinde Fenike harfleri vardı, ancak
okunduğunda hiçbir şey anlaşılmıyordu. İki bilim adamı,
okuyup anlayamadıkları “Taşı” Sovyet Bilimler Akademisi’ne
bıraktılar. Taş, 1963 yılında Turçaninov tarafından
okununcaya kadar, üç yıl gizini korudu. Yazı Aphaz diliyle
yazılmıştı. Turçaninov bu açıklamayı önce bir edebiyat
dergisine, sonra bir Fransız Arkeoloji dergisine yaptı.
Yazı, Arkeologia dergisinin Ocak 1966 sayısında yayınlanınca
bilim dünyası olaydan haberdar oldu.
O
tarihte, Fenike’de (Biblos) bulunan yazılarla, Maykop’ta
bulunan Aphazca yazı irtibatlandırılamıyordu. Turçaninov’un
Maykop Taşı makalesi’ni okuyan Avusturyalı bir bilim adamı
Ocak 1966 yılında Turçaninov’a bir mektup göndererek
Biblos’ta bulunan yazıların M.Ö.1.900’lerde Anapa’daki
Fenikeliler’e vezirleri tarafından köle olarak satılan bir
Asuwa’lı krala ait olduğunu bildirdi. Esir kral kardeşinin
öldüğünü öğrendiğinden mektupları (iki bronz tablet)
Kafkasya’ya gönderememiş, mektuplar bu nedenle Biblos’ta
kalmıştı. Turçaninov bu mektubu hiç unutmadı ancak, elinde
veri olmadığından kitabının 1971 yılındaki ikinci baskısında
da bu konuyu açmadı. 1975 yılında, M.Ö. üçüncü bin yılın
ortası ile M.S. V. yüzyıla uzanan üç bin yıllık dönemi:
“Kafkas yazısı ve medeniyeti” diye niteleyip son kitabının
konusu yaptı. 1978 yılında Aphazya’da Yeşira köyünde yapılan
arkeolojik kazı verilerini de ekleyerek eserini tamamladı.
Bu kitap, yazıların “yeni okunuşları”nı açıklayan yirmi
inceleme, harf tabloları ve resimlerden oluşuyordu. Kitabın
1979 yılında yayınlanması gerekirken, yayınevi kitabi
yayınlamadı. Bunun birkaç önemli nedeni bulunmaktaydı.
Bugün kullanılan Latin ve Kiril Alfabeleri’nin, M.Ö. IX.
yüzyılda Fenikeliler’in Yunanistan’a götürdüğü
alfabelerinden kaynaklandığı kabul edilir. Yahudiler dünya
medeniyetine bu önemli katkıları nedeniyle gururlanırlar.
Simdi durup dururken bir bilim adamının, asırlardır süren
bir kabulü değiştirmesi, bu büyük onuru, bir damla kalmış,
artık yeryüzünden silinmek üzere olan ve yazıları olmadığı
da bilinen birtakım savaşçı dağlılara vermesi kabul
edilemezdi. Üstelik bunun kendilerinden biri (Turçaninov
Hazar Yahudisi kökenlidir) tarafından açıklanması da ayrı
bir sorundu.
Gürcüler, bu kitabın yayımlanma tartışmalarından 10 yıl
kadar sonra, Abhazya Parlamentosu’nu basıp ülkeyi istila
etmişlerdi. Savaş öncesi dönemlerde de “Abaza diye bir
millet yoktur, Aphazya diye bir ülke yoktur” propagandası
içindeydiler. Dünya medeniyet tarihinin en önemli
işlevlerinin başında gelen bir olgunun kaynağı olma
şerefinin Aphazlar’a verilmesi bu propagandaya uymuyordu.
Gürcü Alfabesinin M.S. V.asırda (Aşvi-Aşuwalar’dan 3500 yıl
sonra) üstelik bir Ermeni rahibi tarafından düzenlendiği
bilindiği, ayrıca yazarın bu yazılara önce “Kolhidia” dediği
halde sonra değiştirmesi, “Tiflis ekolunun dil öğreniminde
gösterdiği dar, ırkçı görüşü” de açıkça eleştirmesi
nedeniyle yayın engellendi.
Kitabın bir başka önemli yanı, Aşvi Aşuva yazısının, dip
notlar verilip çeşitli açıklamalar yapılarak; Vubih, Adige
hatta bilimsel verilere uymasa da Urartu bağlantılarıyla
Çeçenler’e kadar uzanan “Çerkes Dili yazısı” olduğunun
açıklanmasıydı. Bu durumda sakıncanın kapsamını daha da
genişletiyordu.
Turçaninov’un Rusya’da basımı reddedilen: “Kafkasya’da Eski
Yazıtların İşaretlerinin Keşfi ve Çözümü” isimli, Rusça
düzenlenmiş ve daktiloda yazılmış kitabi ilk defa, 1991
yılında, “Nartların Sesi” tarafından Şam’da basıldı.
Türkçe’ye çevirisi yapılan eser budur.
Yahudiler bu olayın onda biri kadar önemi olmayan bir tespit
yapsa, inanın kutuptaki Eskimolar’ın anında haberi olurdu.
Bir
Yahudi bizim kültürümüzü araştırıyor, yazıyor, yıllarca
kitabi basacak yer bulamıyor. 13 Yıl sonra Şam’da basılıyor.
Biz ancak yazılışından 30 yıl, Arapça yayınından 17 yıl
sonra çevirisini yapıyoruz!
Şimdi emin olun, konseye hücum edip, ilk baskıyı bir saatte
bitireceğimize, hiçbir şey olmamış gibi, olaya burnumuzu
dikip, yok sayıp, gururla yürürüz.
Bu
bizim genetiğimizden geliyor. Acından ölen vardır ama,
dilencilik yapan Çerkes görülmemiştir.
Turçaninov bir turlu anlayamıyor. Beş bin yıl önce bile
yazıları olan bu millet yazılarını nasıl kaybetti?
Nasıl olacak, gururlarından. Yazıyı mazıyı unutup, onuru,
vatani için asırlardır, binlerce yıldır savaşmaktan. Yeter
artık! Savaşa dur deyip, dilimize, kültürümüze sahip çıkma
zamanıdır.
Saygıyla…